< HOŞ GELDİNİZ LÜTFEN SİTEDEN AYRILMADAN ÖNCE 1 YORUM YAZINIZ! ! ! ! - Blogcu





selfrespect

 

 " Ben su gibiyimdir, sevdiğimde ve sevildiğimde iz bırakırım ama elbet bir gün buharlaşırım... "

Sonsuz...

BEN, SONSUZ SEVDİM SENİ.
BİR BİR, HER SAAT
DELİCESİNE

ÖYLE SESSİZCE.

ÜMİTSİZ UTANGAÇ

DALIP GİTTİM GÖZLERİNE.

SANKİ HER AN

BENİMMİŞCESİNE.

O YÜZ, O BAKIŞLAR,

ELLERİMİ TUTAN ELLERİN...

TAPTIM HERŞEYİNE

BEN SENİ BÖYLE SEVDİM...

BUGÜNSÜZ,

YARINSIZ,

DELİCESİNE...

 

BİR SEVDA O'NA?

 

Sen Ve Ben

Sen Ve Ben


herkes dört gözle tatili beklerdi
bense okulların açılmasını
çünkü seni görmek vardı koridorlarda
ve bana güleceği günü beklemek.

ben okul bahçesindeki ağaca, baş harflerimizi
sen gönlüme sevdanın adını yazmıştın
ben sırama isimlerimizi
sen kalbime ilk aşkı yazmıştın.

senden sonra sana yazdığım şiirlerden
haberin bile yok
ve yağmur yüzüme vuruyor
ve soğuk.

okuldan sonra
her dolma kalem, her lacivert kravat
her beyaz gömlek ve yakalık
ve her 12 aralık
sen gelirsin aklıma
çocukluk işte, belki de ilk AŞK
belki de ilk delilik.

seversin demiştin ya hani bundan sonrada
inan ki o kadar kimseyi sevemedim
ve o iki kelimeyi senden sonra kimseye
ama kimseye söyleyemedim.

belki hiç olmadın benim için
belki de azdın
ama olsun
ben hep sana şiirler yazdım.

ceketimi ve kravatımı saklıyorum hâlâ
birinin üzerinde tebeşir
birinin üzerinde ayran lekesi
ve SENİ SEVİYORUM HÂLÂ
elmayı da, havayı da, suyu da

ve bilmeni istemiyorum hâlâ
sana şiirler yazdığımı
ve bilmeni istemiyorum bütün bunları
çünkü her şey böyleyken güzel
en dokunulmamış,en yaşanmamış
ve ne tadılmamış haliyle.
bir sahilde el ele dolaşılmamış
ve bir kafede çay içilmemiş haliyle
her şey
böyleyken güzel belki de

ama sen gönlüme sevdanın adını yazmıştın
ben aşkına tutulmuş bir deli candım
sen gönlüme sevdanın adını yazdın
ben aşkına tutulmuş seni ararım.
SENİ SEVİYORUM

YAŞADIĞINIZ HER GÜN ÖZELDİR !

YAŞADIĞINIZ HER GÜN ÖZELDİR !

 

Eniştem; kızkardeşimin tuvaletinin en alt gözünü açtı ve
ince kağıda sarılmış bir paket çıkardı. "Bu" dedi, "sıradan
bir çamaşır değil." Kağıdı açtı ve çamaşırı bana uzattı.
Zarif ve ipekliydi. Kenarları elişi dantelle süslenmişti .
Astronomik bir fiyat taşıyan etiketi hala üstündeydi.

"Jan bunu New York'a ilk gittiğimizde almıştı. Nereden
baksan sekiz, dokuz yıl olmuştur. Hiç giymedi.
Özel bir gün için saklıyordu." Çamaşırı benden aldı ve
cenaze evine gotürmek üzere ayırdığımız diğer giysilerle
birlikte yatağın üzerine koydu. Bırakırken eli bir an
yumuşak kumaşı okşar gibi oyalandı. Tuvaletin gözünü hızla
kapattı ve bana döndü ve dedi ki : " Hiçbir şeyini özel
bir gün için saklama. Yaşadığın her gün özeldir."

Cenazeyi izleyen günlerde enişteme ve yeğenime
beklenmeyen bir ölümün arkasından yapılması gereken
tüm üzücü işlerde yardımcı olurken sık sık bu sözleri
hatırladım. Kardeşimin ailesinin yaşadığı şehirden
California'ya dönerken uçakta yine bu sözleri düşündüm.
Kardeşimin göremediği, duyamadığı veya yapamadığı
bütün şeyleri düşündüm. Hala eniştemin sözlerini
düşünüyorum ve hayatım değişti.

Artık daha çok okuyor, daha az toz alıyorum.
Balkonda oturup bahçemi seyrediyorum, uzayan çimlere
aldırmadan. Ailem ve dostlarımla daha çok vakit geçiriyorum ,
iş toplantılarında daha az. Mümkün olduğu kadar sık
"hayatın katlanılması gereken bir dertler zinciri yerine zevk
alınacak olaylar silsilesi olarak görülmesi" gerektiğini
hatırlatıyorum kendime. Her anın güzelliğini duyumsayarak
yaşamak istiyorum. Hiçbir şeyimi özel günler için saklamıyorum.

Kıymetli tabak çanağımı her "özel" olayda kullanıyorum.
Birkaç kilo vermek, tıkanan lavaboyu açmak, bahçemde ilk
açan çiçek gibi özel olaylarda.. En pahalı ceketimi canım
isterse süpermarkete giderken giyiyorum. Teorime göre eğer
zengin görünürsem, küçük bir torba erzak için o kadar parayı
daha rahat ödeyebilirim. Pahalı parfümü özel partiler
için saklamıyorum. Mağazalardaki tezgahların ve banka
memurlarının burunları da, en az parti parti gezen
arkadaşlarımınkiler kadar iyi koku alır.

"Birgün" kelimesi dağarcığımdaki yerini kaybetti.
Bir şey, eğer görmeye, duymaya veya yapmaya değerse, onu
şimdi görmek , duymak ve yapmak istiyorum.

Hepimizin "Yaşayacağımıza garanti gözüyle baktığımız
yarını görmeyeceğini" bilseydi eğer kızkardeşim, neler
yapardı kimbilir ? Sanırım aile fertlerini veya yakın
arkadaşlarını arardı. Belki eski birkaç arkadaşını arayıp
aralarında geçen sürtüşmeler için özür dilerdi.

Belki bir lokantaya en sevdiği çin yemeğini ısmarlardı.
Bunların hepsi birer tahmin. Kardeşimin neler yapamadan
öldüğünü hiçbir zaman bilemeyeceğim. Ya ben ?..
Eğer sayılı saatimin kaldığını bilseydim, yapamadığım şeyler
olduğu için kızardım. Yazmayı ertelediğim mektupları yazmadığım
için kızardım. "Bir gün ararım" dediğim dostları görmediğim
için kızardım. Eşime ve kızıma onları ne kadar çok sevdiğimi
yeterince sık söylemediğim için kızardım. Artık hayatlarımıza
kahkaha ve renk katacak hiçbir şeyi yarına ertelememeye,
duygularımı dizginlememeye çalışıyorum.

Ve her sabah gözlerimi açtığımda kendime o günün
"Özel bir gün" olduğunu söylüyorum. Her gün,
her dakika, her nefes gerçekten Allah'tan bize bir armağan.

Masal olsun

Masal olsun

Beni beklemediğini bilerek sana geliyorum. Kalbi istek ve akli heveslerim yanımda. İradem yalnız benim mahkumum olmayı kabul ediyor bugün. Seni hiç hesaba katmıyor adımlarım, gözlerim seni aramıyor. Ellerim boşlukta savrulmaktan memnun.
Ben sana geliyorum.

Şehrin hoş bir hava ile karşılıyor beni. Selam veriyorum dağına, taşına, beton yığınlarına,
ayak bastığım toprak kokusuna
Gönlümün memnuniyeti ve samimiyetimi katıyorum gülüşüme. Toprak kokusuna bir gül bırakıyorum, bin çiçek versin diye.
Güvercinler senin yerine, duymadığın selamın figüranlığını yapıyorlar.
GÜVERCİN GERDANLIĞI aşkın, umudun ve selamın ham malı oluyor, kirlenmemiş bulutlara emanet ...
Kurumaya mahkum edilmiş toprakları, su olup, damla damla eritiyor.
Ben sana geliyorum, yağmurlarla beraber...

Kayıtsız kalamıyorum, denize vuran yüzümün yansımasına. Dalıp gidiyorum dalgaların arasına, yorgunluğum umurumda değil. Solgun yüzüme, ruhumun solmayan güllerini takıyorum.
Maviye yansıyan kırmızıda, deniz yıldızları seni şikayet ettiler biliyor musun? Maviliğin ev sahipleri, misafir olmayı bile unuttuğunu söylediler. Seyre daldığın kız kulesi, bahtının karanlığını yaran esmer düşüncelerine sırdaş olmayı özlediğini söyledi.
Ben kimseye söyleyemedim, unutulan kalbimi ve misafirini. Başka bir gelene açamadığım kapıları, bana açılan süslü kapılardan geçemediğimi söyleyemedim.

Sahil boyunca banklarda oturan insanlar, bana ve yürüdüğüm yola bakıyorlar, yola ve yolcuya...
Çok mu belli oluyordu belirsiz yolculuğum, belli olmaktan ziyade, her adımda umudu tüketişim çok mu belli oluyordu. Aldırmıyorum.
Ben sana geliyorum
Bana kalan gecenin sonunda hayranlığım ve pişmanlığım oluyor.
Hayalin geçit vermez, varlığın apansız bir kum fırtınası gözlerimde...
Sığınacak bir vadi yok, yeşili belirgin mavi rengi hiç olmamış bir vadi yok.
SEN YOKSUN...
Şimdi tam vaktidir, gidiyorum.
Bu şehir yalnızlığımın ve korkularımın nöbetini tuttu bilesin. İkinci kez fethedildi bilesin.
Ve ganimet olarak bi-haber yürek kaldı meydanda.
Kılıçlar kınında, yanımda.
Bu sefer en keskin olanını kullanacağım, merak etme. Şimdi vaktidir, ben gidiyorum.
Ellerim yazılmamış kırık bir fermanı, bedenim kırık bir yürek taşıyor.

Ben gidiyorum Şehri Sultan!
Nazar boncukları bıraktım dalgaların arasına, ona gotür.
Hediyem olsun...
Sağlık olsun...
Masal olsun...

« Önceki ::